27 Aralık 2012 Perşembe

hafızlık

liseden bi arkadaşım hafızlığı bitirmiş. 3-4 yıldır uğraşıyordu. biz üni bitirdik o hafızlık. burda kıskançlık yapabilirim dikkat!!!!
lisede çok sorunlu bir kızdı, arkadaşları ile ilk başlarda anlaşamıyordu, arasında bende vardım bu anlaşamayanların. daha sonradan güzel bi arkadaş çevresi oldu. yine lisenin ilk yılı baya bozuk tavırları vardı, daha sonra onlar da düzeldi.
vee şimdi hafız oldu o kız.
burdan ne mi çıkacak. 
1- ben kıskanıyorum, imreniyorum ama o cesareti buluyor muyum kendimde.... ama o tüm o lisedeki olumsuzluklarına rağmen lise bitince buldu mu o cesareti kendinde buldu ve başardı mı başardı.
2- şu anda öğrencilere kızamıyorum çünkü ileride ne olacaklarını gerçekten kimse bilemez. bu arkadaşım gibi ve bunun gibi bi dolu arkadaşım gibi ileride ne olacakları belli değil. o yüzden şimdi onlara ne kadar sinirlensem de çalışmadıkları için ileri de sınıfın en haylazının en başarılı kişilerden olamayacağını kimse garanti edemez. bu yüzden okula çocuğunun durumunu sormaya gelen velilere ne diyeceğimi bilemiyorum. bırak nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşasın desem sınıfta ben çekiyorum onu. çocuğunu sık çalıştır desem o çocuk yine çalışmayacak. ebeveyn korkusu gidince yine eski haline gelecek.. çok karışık ya.

sanırım bu pasta hafızlıkkutlamasından :) facesinde gördüm. tam onu yansıtan bi pasta. demek ki 4 yıldır hala aynı şeyleri seviyor :)

26 Aralık 2012 Çarşamba

ingilizceye başladım

sonunda ingilizceye başladım. 20 gün geçti livemocha'ya kaydolalı ama gelgör ki tembellikten başlamak gelmiyordu içimden. 
hazır canım sıkkınken bu gece hadi dedim başla şuna daha kötü olamazsın herhalde. iyi ki başlamışım üçüncü dersteyim. siteye bayıldım çok güzelmiş, gerçekten etkili olacağa benziyor. bakalım çalışıp göreceğim.
profilim bu. birilikte öğrenelim :)

saklı muu

canım sıkılıyor bugün. aslında hava çok güzeldi, annemle dolaşmaya çıktık fotoğraflar çektim yeniden fotoğraf düzenlemeye başladım ama şu anda hiç enerjim yok. yemek yemek bile istemiyorum.
bana arada olur böyle. uzun zamandır olmuyordu bende kendime şaşıyordum ve beni çok bekletmedi. yine enerjim gitti asık bir surat geldi sebepsiz yere.
belki blog yazarsam bi umut gelir mi diye düşünüyorum.bakalım.
bari bikaç fotoğraf paylaşayım bugünden ve geçen haftaki kardan :)
önce kar diyelim...

okul ile evimin arası çoook yakın :)) çok seviyorum bu durumu.
ve gelelim bugün ki muhteşem güzel sıcak havaya
bu benim düzenlediğim bir resim. netlik yok biliyorum. telden çektiğim için yaktaşınca netliğin gittiğini farkettim ama uzaktan da pek belli olmayacaktı.yine de bu güzel hali.ilk hali bu resmin :)
fotoğraf üzerinde oynamayı seviyorum :) 


ve son olarak gökyüzü ile veda edeyim yazıma 

son dört resimde görülen bacalar termik sanrtalin bacaları. ilk ikisi oturduğum siteden son iki resim de otobüse bindiğim ana caddeden. malesef siteden merkeze otobüs yok, o yüzden ana caddeye çıkıp otobüse biniyoruz.
umarım beğenirsiniz yaşadığım yeri ki ben bayılıyorum yemyeşil orman içinde ;))


19 Aralık 2012 Çarşamba

laiklik ve din

bugün okulda bir sendikanın afişine o kadar sinirlendim ki. Akpyi kötülüyor ve afişte onun yaptığı yatırımlarda 1:sermaye
2:güvenlik
3:diyanet
diye başlıklar dışında eğitim sağlık filan yatırımı yok gösteriliyor. akp gelmeden önce diyanete yardım yoktu ve gerekte yoktu onlara göre. tıpkı din derslerini gereksiz gördükleri gibi.
aynı zihniyet 1940'larda da din derslerini kaldırmıştı. sonra haklın baskısı ile geri getirmek zorunda kaldı ama. 
bu zihniyetler kendilerine hep Avrupayı örnek alıyorlar ya, gidip oradaki durumu görüyorlar mı acaba çok merak ediyorum. Makedonya'da biz kız ve erkek daha yaşları 15-16. parkta neler yapıyorlardı gözlerimizin önünde. A ama bir dakika bu özgürlüktü demi. pardon yanlış söyledim ben. gençler özgürce hayatlarını yaşıyorlardı.iyi peki yaşasınlar özgürce. cehennemi dolduracağım diyor Allah. ve bunu biz önleyemeyeceğiz. çünkü her bireye akıl verdim diyor, o aklı kullanmak onların elinde.
anayasanın laiklik ilkesi gereği kapalı olarak kamuda çalışamazmışız. anlayamadığım şey hukuku bu ülkede yaşayanların iradesi belirlemiyor mu. bu ülkenin en az %95'i müslüman değil mi. peki biz kimin hukukunu yaşıyoruz.her başörtüsüne serbestlik getirilmeye çalışıldığında anayasaya aykırı dendi. peki bu anayasayı değiştirmek niye bu kadar zor. hani halk için hukuk vardı.% 95'i müslüman bir ülkenin halkı demek ki dinini yaşamayı istemiyor.
müslümanlığı geçtim tamam ya bir insanın inancına nasıl böyle deyip karşı gelebiliyorlar. çok merak ediyorum bunu diyenlerin anneleri ananeleri de başörtüsü takmıyor muydu. ya kurtuluş savaşında övünürler analar cepheye mermi taşıdı diye. peki durum ne şimdi.o anaların evlatları kendi analarına bile ihanet eder olmuş. 
sonrada derler bu sistem baştan bozuk. evet bozukmuş demekki ki sizin gibi insanlar yetişmiş ve şu anda bizlere mani olmayı başarıyorsunuz.
ha peki ben ne yapacağım siz beni engelliyorsunuz diye geri mi çekileceğim asla. inadına işimi en iyi şekilde yapıp imanlı, vicdanlı ahlaklı bireyler yetiştireceğim.
daha da yazarım çok doldum da gerek yok fazla söze. anlayan anlar zaten beni.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Protect the Boss

geçen sene görmüştüm bu diziyi fakat resminden dolayı güzel değildir diyip izlememiştim. geçenlerde bir bloogda gördüm eğlenceli yazıyordu. eh izleyelim görelim dedim veee gördüm bayıldım. gerçekten çok eğlendim izlerken. tabiki romantik komedi :) 

ve bu dizide kim jae joong oynuyormuş. ilkbaşta çok itici geldi bana. ama ilerleyen bölümde adamın yakışıklılığını karizmasını ortaya döktüler ve jae joong'u sevmeyen biri olarak sevmeye başladım. 
dizinin sonunda düğün sahnesi vardı. kızın gelinliği berbattı. gerçekten koreliler gelinlik işinden anlamıyorlar. kızı dizi boyunca genelde güzel giydirdiler hatta bazı yerlerde bayıldım kıyafetine ama sonda yaptılar yapacaklarını. 

ve dizinin ilk bölümlerinde ne vardı: no eun seol yani başrol kızımız iş bulamayıp tanrıya yalvarır ve her yolu dener, kiliseye gider,camiye gider, başını kapatır, öyle dualar eder iş bulmak için. burasını sevdim. ilk defa böyle bir dizide islam geçti. ayrıca dini nasıl anladıkları da ortaya çıktı. tabi genelleme yapmıyorum ama insanların Allaha nasıl ulaşacaklarını bilmediklerini anlıyorum burdan.
 ve bir yandan da tebrik ediyorum en azından gittikleri yere göre giyinmişler. bizim türkiyede bile hala dizilerde dini bir sahne gösterileceği zaman baş bu kadar kapanmıyor yani.

uçurtma avcısı

kitabın yazarı: Khaled Hosseini.aslen afgan ve amerikada yaşıyor.
çeviren:Püren Özgören
bu kitabı okumaktan çok zevk aldığımı söylemeliyim öncelikle. tam bana hitap ediyor. bir hayat hikayesi anlatılırken bir yandan da afganistana bakıyorsunuz 1975 günümüze. afgan kültürünü anlamaya çalışıyorsunuz. çevirmene de teşekkür etmek lazım  aralarda farsça kelimelere yer vermiş ve bu sizi farsçaya da çekiyor hafiften.
yazarın tasvirleri de güzel sizi çok sıkmıyor ve o anı yaşatıyor size. özellikle bundan önce okuduğum iki cami arasında aşk'tan sonra tasvirlere taktım biraz.
kitap emir ile hasanın hikayesini anlatıyor. aslen kardeş olan fakat bunu bilmeyen iki çocuğun hayatla verdikleri mücadele. kitabın özetini bu blog çok güzel anlatmış o yüzden ben özete girmeden kendi hissettiklerimi ve düşündüklerimi yazacağım.
kitapta herşeyi bulabilirsiniz; özlem, acı sevgi, sevgisizlik, nefret, çaresizlik ve dahası.hayatın birbirine nasıl bağlı birşey olduğunu görüyorsunuz. yaptığınız yanlış bir davranış bedelini ödemeden peşinizi bırakmıyor. 
yazarın diğer kitabı bin muhteşem güneş. onu da merak ettim. yorumlara göre o da yine afgan haklını anlatıyor bu sefer kadınlar açısından. umarım onu da okumak nasip olur.
özellikle benim gibi kültürlere meraklı olanlara tavsiyedir. pişman olmazsınız :)
ayrıca filmi de varmış kitabın. onu izlemedim ama kitapla aynı sanırım.

13 Aralık 2012 Perşembe

iki cami arasında aşk

kitap hakkında eleştiri yazacağımı yakında gelecekler yazımda belirtmiştim. yazmadan önce bi araştırayım ben de mi bi sorun var diye. çünkü çok satanlardanmış bu kitap. neyse baktım ki beğenen var ama benim gibi beğenmeyende var hatta aynı düşünceleri paylaştıklarım da.
 gelelim yorumlarıma: ilk olarak kapak dizaynı güzel, sonra kitabın içinde sadece sağ tarafta yazı var sol tarafta sadece bir hilal. o da sayfalar ilerledikçe yavaş yavaş batıyor. kapak ve bu detay ile kitabı beğendim ilk başta. içini de seveceğimi düşündüm ama öyle olmadı. ayrıca ben bu kitabı bitiremedim bile onu da belirteyim. 60 sayfa falan okudum kendimi sıkararak, Sinan için. ama Sinan için bile olsa dayanamadım. 
tasvirlerini beğenmedim yazarın. yerinde doğru cümleler değildi bazıları.
sonra aşk faslı var bir de. tamam sinan ve mihrimah biliyorum kitabın adı da aşklı filan ama ben konduramıyorum ya. ben zaten bu yüzden muhteşem yüzyılı da hiç izleyemedim. yani düşünsenize bir koca sinan koca süleyman ama anlatılanlar sadece neler hissettikleri. onların tarihi şahsiyetleri, büyüklükleri nerde yok.
 ben böyle tarihe mal olmuş kişilerin yazarların elinde kendi düşüncelerine göre gönül dünyalarına şekil verilmesine karşıyım. 
belki burda sinan yerine başka biri olsaydı dayanırdım ama yok böyle olunca dayanamıyorum.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...